BATI KÜLTÜRÜYLE İSLAM KÜLTÜRÜNÜN BİR ARADA YAŞAMASI

Ersin Nazif Gürdoğan

Yenişafak Gazetesi, 17 Haziran 1999 Perşembe

 

Bosna ve Kosova'nın NATO desteğiyle Endülüs olmaktan kurtulması, İslam ve Batı kültürünün hesaplaşmasının bittiği anlamına gelmez.

Kosova'ya NATO gücünün yerleşmesinden sonra Batı kültürüyle İslam kültürünün hesaplaşması, birbiriyle savaşmaktan daha çok birbiriyle yarışmaya dönüşerek devam edecektir.

İspanya'da, Maveraünnehir'de ve Anadolu'da olduğu gibi, birbirleriyle yarışmayan kültürler, canlılıklarıyla birlikte doğurganlıklarını da yitirirler.  Güzellikte, doğrulukta ve iyilikte yarışmanın olmadığı yerde kültürel zenginlik olmaz. Kültürlerin zenginliğinin kaynağında, iyilikte yarışma coşkusu yatar.

Batı kültürü deyince insanın aklına bir coğrafya gelmez. Bir kültürün vatanı değil, dayandığı değerler daha önemlidir.

Bir coğrafyada Hıristiyanlık canlı tutulmaya çalışılıyor. Sezar, Aristo ve Sokrat'ın adları saygıyla karşılanıyorsa, orada Batı kültürü varlığını sürdürüyor demektir.

Paul Valery'nin dediği gibi: "Birbiri ardından Romalılaşan, Hıristiyanlaşan ve düşünce bakımından Eski Yunan'a bağlanan her ırk, her ülke salt Avrupalı'dır."

Avrupa, bir coğrafyanın adı olmaktan çok Batı kültürünün adıdır. Avrupa'da ortaya çıkan Batı kültürü son iki ya da üç yüzyılda, bütün dünyayı kuşatan değerlerin üreticisi oldu.

T.S. Eliot, Batı kültürünün kaynaklarına Yunan, Roma ve Hıristiyanlıkla birlikte Yahudiliği de ekler.

İslam kültürünün kaynakları ise Batı kültürünün kaynaklarından oldukça farklıdır. İslam kültürünün odak noktasında, kutsal kitapların sonuncusu Kur'an vardır.

Kendi kültüründen emin olanlar, başka kültürlerle karşılaşmaktan korkmazlar. Bu yüzden, İslam dünyası geçmişte Batı kültürünün bütün kaynaklarını özümseyerek, içselleştirmesini bilmiştir.

Hikmet sahibinin yalnızca Allah olduğunu bilenler, hikmeti insanlığın yitirilmiş bir malı olarak görürler. Bu yüzden Mevlana "Hikmet arayan hikmetin kaynağı olur" der.

Hikmetin peşine düşenler, İslam'ın güçlü dönemlerinde olduğu gibi, hikmetin kaynağı olmuşlardır.

Müslümanlar, Bosna ve Kosova'da bağımsız devlet olsalar da, Batı kültürüne teslim olarak Batı kültürüyle yarışmaktan kurtulamazlar.

Aynı şekilde, Türkiye de NATO'da olduğu gibi, Avrupa Birliği içinde yer alarak Batı kültürüyle hesaplaşmaktan kaçamaz.

Avrupa toprakları içinde olmak bir Müslüman ülkeyi Avrupalı yapmaz. Önemli olan Avrupalı olmak değil, Avrupalılar ile yarışabilecek bir kültüre sahip olmaktır.

Kendilerinden emin olan kültürler, başka kültürlerle bir arada yaşamaktan korkmazlar. Çünkü kültürlerin gücü zıtlarıyla bir arada bulunmaktan kaynaklanır.