Garnata veya Gırnata 1492

"Ekselansları ve halefleri, şu andan itibaren ebedî olarak Garnatalıların kendi dinleri üzere yaşamalarına izin vermektedir ve onların camilerinin, minarelerinin ve müezzinlerinin ellerinden alınmasına izin vermeyecekleri gibi; dinî vakıfları ve hayır müesseselerine müdahale etmeyecek, âdet ve geleneklerine de karışmayacaklardır." Garnata Şehri Teslim Antlaşmasının altıncı bölümünden.

2 Ocak 1492 tarihinde Katolik krallar İzabella ve Ferdinand, bir yönetim şehri olan Elhamrâ’ya giden sarp tepeyi, üzerlerinde en iyi giysileri (ki onlar Müslüman Müdeccenlere ya da Mağriblilere özgüdür) olduğu halde yürüyerek çıktılar. XI. Muhammed Ebû Abdullah’tan şehrin anahtarlarını teslim alan krallar, İberya Yarımadası’na Emevîler tarafından getirilen “zimme” uygulamasının prensiplerini benimsemiş oldukları için iki ay kadar kısa bir süre Yahudilere, beş yıl kadar da Müslümanlara dokunmadılar. Ancak, 1497’den itibaren verilen bütün sözler çiğnendi ve Yahudiler ile Müslümanlar Hıristiyan olmaya zorlandılar. Kabul etmeyenler ise ya sürüldüler, ya işkenceye tabi tutuldular ya da öldürüldüler. Arapça kitapların çoğu meydanlarda yakıldı, İslamî kılık-kıyafet yasaklandı, bütün İslamî âdet ve uygulamalar şiddetle takip edildi ve yasaklara uymayanlar Engizisyon mengenesinde can verdiler.

 

Elhamrâ Sarayı.

 

Binbir gece masallarındaki efsanevî sarayları anımsatan, adeta yeryüzündeki cennet burası… Sierra Nevada dağlarına sırtını dayamış, yüksek kayalıkların tepesinde kollarını açmış bir kartal gibi uzanmakta. Ardındaki dağları aşan ihtişamıyla eteklerine kurulu şehri izlemekte, kartalın avını gözetmesi gibi… Kasvetli duvarların ötesindeyse peri kızlarının yaşadığı bir masal diyarı var sanki.

Dünyanın dört bir yanından getirilen çiçeklerle süslü ve binbir çeşit meyve ağaçlarıyla dolu muazzam bir bahçe, içinde nilüferlerin ve çeşit çeşit balıkların yüzdüğü yüzlerce süs havuzu, her adımda başka bir çeşme, her duvarda ayrı bir işleme, her pencerede ayrı bir manzara, her adımda başka bir güzellik… Hiç kuşku yok "Alhambra" dünyanın en romantik ve en büyülü yerlerinden biri.

Rivayete göre, Endülüs'ü ele geçirmek için Araplara karşı savaşan ve onları yenmeyi başaran Katolik Kral V.Karlos "Alhambra"yı teslim almaya geldiğinde, Sultan, sarayının anahtarını gözyaşları içinde uzatmış Karlos'a. Cennetten kovulan Adem'le Havva'dan bin beter, per perişan bir halde.. (Deniz Akkan)

Nasrî sultanı I. Yusuf (1334-1353) ile oğlu V. Muhammed (1353-1391) zamanlarında yapılmış ve bugüne kadar ayakta kalmıştır.

Her iki sultan farklı yapı gruplarını yaptırmıştır. I. Yusuf rampalı çıkıntılı olan surları, “Adalet Kapısı”nı, “Hanımlar Kulesi”ni, “Küçük Portal Sarayı”nı, “Alberca Avlusu” ve çevresindeki yapıları, içinde elçiler salonunun bulunduğu “Comares” kulesini, toplantı salonunu ve saray hamamını inşa ettirdi.

Oğlu V. Muhammed ise, bunlara ilave olarak “Aslanlı Avlu” ve çevresindeki salonları, özellikle “Kral” ya da “Adalet Salonu” denilen kısmı, “İki Kız Kardeş Salonu”nu ile bir başka salon ve ”Harem “Daireleri”ni  yaptırdı.

1492’de Kardinal Don Pedro de Mendoza, Elhamrâ’nın en yüksek tepesine haçlı ruhunu simgeleyen haçı dikerek, Endülüs’teki İslam hâkimiyetinin sona erdiğini ilan etmiştir.

Kral V. Karl, sarayın mescidini kiliseye çevirerek bazı bölümlerde tadilat yaptırmış, bazı bölümleri yıktırmış ve barok eklerle genel uyumu bozmuştur.

Özellikle “Generalife” ile Elhamra Sarayı, dünya kültürünün ender eserlerinden birisidir. Dekorasyonu da İspanya İslam kültürünün seçkin bir örneğidir. Sarayın her tarafı mermer ve alçıdan soyut süslemelerle kaplıdır. Bu işlemeler, Helenistik ya da Roma unsurlarını değil, geçen uzun yıllar zarfında kendine özgü yapı ve süsleme unsurlarını bulmuş olan İslam unsurlarını yansıtır.