La Catedral ve La Giralda (Melviye)

Ebû Ya’kûb Yûsuf b. Abdülmü’min tarafından 1171-1176 yılları arasında yaptırılan İşbiliye Ulucâmii’nin yerinde bugün katedral bulunmaktadır. 1248 Yılında İşbiliye, 1236’da Kurtuba’nın ardından Kastilya kralı III. Ferdinand’ın eline düşen ikinci başşehir oldu. Kral, ölünceye kadar katedrale çevirdiği bu camide ibadet etmiş ve öldüğünde (1252) de cami içine yapılan türbeye gömüldü. Mezar kitâbesi, ülkenin üç saygın dili olan Arapça, Latince ve İbranice yanında Kastilyanca ile yazıldı.

Bazı bölümleri dışında tamamen ortadan kalkmış olan caminin Kurtuba Ulucamii’nin bir benzeri benzeri olduğu bilinmektedir. Bugün sadece minaresi (La Giralda) büyük bölümüyle ayakta kalmış olup, İslam sanatının muhteşem örneklerinden birini temsil etmektedir. Minarenin XIV. Yüzyılın ortalarında yıkılan üst kısmı, XVI. Yüzyılda çan kulesi şeklinde tamamlanmıştır. Orijinal bölümün yüksekliği 74 m. kadardır.

 

Altın Kule, 1220 yılında İşbiliye’nin nehir tarafındaki surlarını takviye etmek amacıyla yapılmıştır. La Giralda2nın yakınında ve ona eş değerdedir. 12 Kenarlı çokgen bir plan üzerine inşa edilen kule, üzerini kaplayan altın yaldızlı çinilerin bıraktığı tesir sebebiyle bu adı almıştır.

 

Alkazar (el-Kasr)

İspanya şehirlerinde bulunan Alkazar tarzı yapılar/saraylar, şehrin işgalinden sonra krallar tarafından Endülüs-İslam mimarî geleneğine uygun olarak ve biraz da onu geliştirici tarzda Müslüman/Müdeccen ve Müsta’rib (Mozarab) ustalara yaptırılan sivil yapılardır. İçlerinde en meşhuru Sevilla Alkazar’ıdır.

“1364 Yılında birgün, Zâlim Peter diye anılan Kastilya kralı Peter’in sarayına genç bir diplomat geldi. İbn Haldun isimli bu genç adam, Kastilya monarkının şehirlerin en gözdesi olarak gördüğü ve içerisinde yeni bir Alkazar’ın inşasını bitirmek üzere bulunduğu İşbiliye şehrine Peter ile görüşmek üzere gelmişti.

Alkazar’ın iç duvarlarının hemen her yerini kaplayan alçıdan süslemeler henüz tam kurumamıştı ve Garnata’dan gelen bu Müslüman elçinin kendisini içinde bulduğu odalar, her açıdan, yeni bitmiş el-Hamrâ saraylarını andırıyordu. Peter, İspanya’nın en yeni mimari tarzının İşbiliye’deki bu zenginlik, zevk ve misyon örneğiyle haklı olarak gurur duymaktaydı.

Açık ve güneşli bir ovada, Muvahhidler’in yüzyılı aşkın bir süre önce kutsanarak Hıristiyanların başkentinin katedrali haline dönüştürülen İşbiliye’deki eski Ulucâmi’lerinin yanındaki yerde, İberya Yarımadası’nın son ve tek İslâmî devleti olan Garnata’nın kayalık tepesindeki kale görünümlü sarayın bir taklidi yer almaktaydı.

İbn Haldun, Garnata Sultanı V. Muhammed tarafından Peter’e elçi sıfatıyla gönderilmişti. İbn Haldun, İşbiliye’de de göz doldurdu. Dönemin reelpolitiğini özümsemiş biri olarak iki ülke arasındaki kültürel yakınlığın öylesine hayatî bir unsuru gibi görünüyordu ki, Peter ondan kalmasını istedi. Hıristiyan monark, sarayını ve krallığını süslemesi, kendisinin danışmanı-diplomatı-sarayının filozof veziri olması karşılığında İbn Haldun’un atalarının İşbiliye civarındaki milkleri kendisine iade etmeyi önerdi. Ancak o bu teklifi reddetti ve aynı görevi Garnata sarayında yapmayı kabul etti.”