1085’te Tuleytula’nın kaybı üzerine

Endülüslü bir şair şöyle demiştir..

 

“Ey Endülüslüler! Şimdi yükleri hazırlama zamanıdır!

Artık burada kalmak apaçık bir hatadır.

Elbisenin yandan sökülmesidir aslolan,

Fakat görüyorum ki Endülüs’ünki sökülmekte tam ortasından!

Şerre komşu olan onun zararlarından emin mi kalır?

Yılanlarla aynı sandıkta nasıl olur da yaşanır?

%%%%%%

 

Şehrin Tarihî ve Kültürel Değeri

Özellikle XIII. Yüzyıldan itibaren İspanya krallıklarına komşu ülkelerden Hıristiyan ziyaretçiler Toledo’ya akın eder hale gelmişti. Çünkü, bu şehrin İslam mirası onları çok etkiliyor, mimarisine ve bilimsel birikimini yansıtan kütüphanesine hayran oluyorlardı. O zamanlar, kuzeyli ülkeler evlilik ve diğer dinî-siyasi bağlar vasıtasıyla Pireneler’in güneyindeki krallıklarla çeşitli ilişkiler geliştirmiş bulunuyorlardı. Toledo’da keyifle vakit geçiren ziyaretçilerin pekçoğunu oraya çeken şey Abulafia’nın sinagogunu saran sıvanın kokusu değil, kitapların kokusu, hikmet ve bilimsel eserler hususunda Avrupa kıtasının en değerli kütüphanesinin kokusuydu. Bilimsel Arapça eserleri veya tercümelerini rica minnet temin etmek veya ödünç almak için gelenler çoktu bu şehre..

 

Yahudi Sinagogu

Bu şehrin Yahudi topluluğu öylesine zengin ve kültürel açıdan öyle öndeydi ki, Garnata dışında Nasrî tarzındaki ilk binayı onlar inşa ettiler.1350’lerin Sevilla’sında inşa edilen Alkazar’ın bânîsi olan Peter’in, el-Hamrâ tarzı yapıya olan hayranlığının kaynağı bu sinagog olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü, sinagogu inşa ettiren kişi Peter’in veziri Yahudi Samuel Halevi Abulafia (İsmail Halevi Ebu’l-Âfiye) idi.

Abulafia, 1360 yılında bu sinagogu el-Hamrâ tarzında yaptırmıştır. Yapıdaki yazıların bazıları İbranice ve bazıları gündelik hayatta halen kullanılan Arapça’dır.

Bu sinagog, Abulafia’nın adını yaşatan bir eser olduğu gibi, aynı zamanda ölümüne de neden olmuştur. Şöyle ki, Çabuk öfkelenen yapıda biri olan kral Peter, veziri Abulafia’nın bu görkemli sinagog için yaptığı muazzam harcamaları kraliyet hazinesinden sızdırdığı kanaatine varır ve veziri idam ettirir.

 

Santa Maria la Blanca

XIII. Yüzyılda inşa edilmiş bir havrâdır. Sonradan kiliseye çevrilmiş ve bu adı almıştır. Mimari tarzı ise, Yahudilerin bir kısmını güneyden kuzey bölgelerine süren Muvahhidler’in tarzıdır.